Salı, Eylül 15, 2026

TÜRKİYE YAŞANTISINA İTHAL MALI BİR KONUK: ROCK

Burak ELDEM. ROCK-ART 1986

Bir zamanlar ROCK müziği, yabancılaşmanın ve kültürel yozlaşmanın belirtilerinden biri gibi görülürdü Türkiye’de. Ucuz senaryolu yerli filmlerde “şımarık zengin çocukları”, Beatles ile, Dylan ile dans ederken, bünyelerinde barındırdıkları tüm olumsuzlukların arasına ROCK müziğini de eklerlerdi. Yerli müzik geleneğine hiç benzemeyen özellikleriyle ROCK, kültürel karmaşamıza şırınga edilen ithal mali striknin gibiydi çoğu kişiye göre. Aslına bakılırsa şimdi de durumun fazlaca değiştiğini söyleyemeyiz; ne var ki çoğu önyargılar değişen koşulların etkisi altında yumuşamağa başlıyor. Bundan on beş yıl önce kentli alt kültürlerin toprakla olan bağlarından sıyrılmaları pek söz konusu olmadığından, tümüyle “kentli” bir yaşantıdan izler taşıyan ROCK geleneği dar bir çevre dışında yaygın dinleyici bulamazdı kuşkusuz. Kapitalizmin mekanik metropol yaşantısından türeyen bir alt kültür müziği, ancak üretim sürecinin ve sınıfsal yapıların netleştiği bir ortamda doğal gelişimi yaşayabilirdi. 1980 sonrasının Türkiye’sinde gözlenen “kapitalistleşme” çabalarındaki artış, bu anlamda ROCK müzik için biraz daha elverişli bir zemin yarattı belki. Ama müziğin öz olarak hâlâ “dışarıdan ithal edilmekte olması,” kapitalistleşmenin de ötesinde boyutlar olduğunu gösteriyor bu alanda. Kültür ve ideoloji denen kavramlar, yaşam biçimi ile doğrudan ve çift yönlü bir ilişki içindeler. Dolayısıyla ROCK’la çakışan bir yaşantı var olmadan ve ideolojik altyapısı da oluşmadan, Türkiye’de ROCK müziğin tutarlı ve kalıcı bir biçimlenme içine girmesi pek olanaklı görünmüyor.

Konunun diğer bir yönü de “dışarıdan” ithal edilmenin yarattığı, döneme özgü olumsuzluklar. Türkiye’de ROCK toplulukları seksenli yıllarda ortaya çıkarlarken, iki önemli handikapla başladılar işe: Birincisi, seksenli yıllarda Batı’daki ROCK müziğin altmışlardaki özünü büyük oranda yitirip, sisteme muhalif tavrından uzaklaşmasıydı. Dolayısıyla Batı’yı izleyen Türkiyeli genç kuşak da buna koşut bir tanışıklık yaşamaktaydı ROCK ile. İkincisi de Türkiye’de bir kaç yıldır sistemli olarak sürdürülen depolitizasyonun olumsuz etkileriydi. Ve bu arada bir kuşak daha yetişti; kültürel etkinliklerden büyük oranda uzaklaşan pragmatik bir kuşak. Yerli ROCK topluluklarını (çoğu, 1965 ve daha sonra doğan gençlerden kuruludur) değerlendirirken bu noktaları da göz önünde bulundurmak gerek. Daha çok biçimciliği ön plâna çıkarırlarken, ideolojik dayanaklardan da yoksun durumdalar. (Oysa ROCK, bütünlüklü bir yaşantı ve sisteme karşı bir tavırdı altmışlı, yetmişli yıllarda.) Bazıları da açık açık “apolitik” olduklarını ilân ediyorlar. Müzik için müzik yapan apolitik bir ROCK topluluğu… Söyleyecek bir şey yok.

Görünen o ki, bu hızlı yaygınlaşmanın kalıcı ve ayakları yere basan bir ekol yaratması, süreç içinde Türkiyeli dinamiklerle bağdaşıp, gerçekçi üretime yönelen toplulukların artmasıyla söz konusu olabilir. Yoksa bu yapay “bolluk” ortamı, insanların gündelik yaşamlarındaki istemlere yanıt veremeyip, çekilebilir sahneden. Neler olacağını zaman gösterecek.

Burak ELDEM