• 13
    • 7
    • 5
    • 4
    • 1
    • 0

1998 de çıkmaya başlayan ve dönemin önemli fanzinlerinden NON SERVIAM ın 1. sayısında Pentagram (Grubun Davulcusu Cenk ÜNNÜ) ile bir röportaj yapılır. Hem gruba hem de Türkiye Rock Tarihine ışık tutan bir röportaj olur.

PENTAGRAM SINIRDA !!!

Pentagram bence, bulunduğumuz toprakların en önemli metal; hatta en önemli müzik topluluğu. Özellikle son yaptıkları, dünya standartlarındaki soundu ve prodüksiyonuyla dikkat çeken "ANATOLIA" ile sınırların ötesinde ilk defa "acaba ‘Türk’ de bir şeyler yapabilir mi?" sorusuna yanıt arayacaklar. Bunu önümüzdeki aylarda/senelerde hep beraber görücez. Sizin kadar ben de bu olayı merakla bekliyorum. Pentagram'ın grup olarak bununla ilgili düşüncelerini öğrenmek istedim ve aşağıdaki soruları derleyip, -maalesef sadece- grubun davulcusu Cenk'le sıradan bir salı günü çalıştırdığı Pena Müzikevi'nde bira ve leblebi eşliğinde söyleşi olayına girdik.

N'aber.?

-Selam, iyiyim, teşekkür ederim.

Pentagram neler yapıyor bugünlerde?

-Pentagram bu günlerde... konser verdik en son Kocaeli'nde, 5 Aralık mıydı, evet öyle sanıyorum. Şu anda da yeni çıkacak olan konser albümümüzün içini tamamlamaya çalışıyoruz. Bilmiyorum, bilgin var mı? Sınırlı sayıda bir box set piyasaya çıkarıyoruz. İşte içinde kolyemiz, tişörtümüz, video kasetimiz, CD'miz ve birkaç çeşitli aksesuar daha olucak, onları tamamlamaya çalışıyoruz. CD'nin bugünlerde çıkmış olması gerekiyor, herhalde dergi yayınlandığı zaman çıkmış olur. İşte bunlarla uğraşıyoruz sonuçta. Araya Ramazan giriyor, bu aralarda Ramazanda pek konser olmayacak ama Şubat ayında turnemiz başlayacak, bayağı bi ili kapsayan. Üniversitesi olan hemen hemen her il de konser vermeyi düşünüyoruz.

Herkesin bildiği gibi yurtdışı ilişkilerine girdiniz. Biraz o bağlantılarınızdan bahseder misin?

-Anatolia çıktıktan sonra bayağı bir ilgi gördü yurtdışında. Albümü, oraya giden bazı arkadaşlarımız dinletmişler bazı şirketlere. Bu şirketlerden ikisi ile özellikle çok yakın bağlantılara geçtik. Bunlardan bi tanesi senin de bildiğin gibi CENTURY MEDIA, bi tanesi de NOISE. Biz ikisi arasında seçim yapmakta çok zorlandık ama şu an daha çok Century Media üzerinde duruyoruz. Ne olduğunu gerçekte Hakan'dan, Tarkan'dan daha iyi öğrenebilirsin, fakslaşma işlerini onlar yürütüyor çünkü.

Dışardaki metal piyasasına ilk Türk grubu olarak girmek neler hissettiriyor sana, öyle bir ihtimal var.

-Biz daha önce de yurtdışına çıkmıştık.

Yok şey olarak... Dışarda albümü yayınlanmış bir grup olarak...? Avrupa turunuz ayarlanıcak, yabancı müzik dergilerinde çıkıcaksınız ve bunlar hep "ilk türk grubu" olarak lanse edilecek...

-Biz zaten baştan beri yalnız Türkiye değil yurtdışını hedefledik. Yani Avrupa'da, Amerika'da biz tanınalım, bir Türk grubu tanınsın, çıksın böyle bir başarı sağlasın diye düşünüyoruz...

Özel bir şey hissettiriyor mu insana?

-Tabii ki. Daha önce y dışına çıktık, maalesef sadece Danimarka'da konser verebildik. Bütün Avrupa'yı gezmek istiyoruz, ordakilerle böyle kaynaşmak çok güzel olucak. Ama bunun için çok sağlam bağlantılar kurmak zorundayız. İyi bir plak şirketiyle iyi bir konser zinciri ile istediklerimize ulaşmalıyız.

Türkiye'deki piyasayı bu günlerde nasıl değerlendiriyorsun?

-Türkiye'deki piyasa maalesef çok ölü. Eskiden bir sürü demo gelirdi elime, artık ne yazık ki demo bile yok. Biliyorsundur, sen de bir dükkan da çalışıyorsun. Yani hiç doğru dürüst yeni... yeni gruplar sadece ya bir kaç death grubu çıkıyor ya da başka... işte eskisi gibi fazla piyasa öyle hareketli diil.

Var mı hiç Türkiye'de takdir ettiğiniz veya beğendiğiniz gruplar?

-Var tabii. Ya, isim vermem gerekiyor mu?

Ver...

-Ya, bir tane grubun ismini veriim. Aslında bi kaç tane var ama, biz en çok NEKROPSİ’yi tutuyoruz. Nekropsi'yi biliyor musun?

Biliyorum...

-Ama onlarda da sanıyorum şu anda bazı sorunlar var. Grup elemanları arasında değişiklikler felan varmış. Buna çok üzüldüm çünkü onlar da yurtdışında bayağı iş yapabilecek gruplar arasında Türkiye'de. Bu arada eeh... mesela Ankara'dan. İzmir’den hiç ses gelmiyor. Özellikle İzmirden. Bi ara çok grup vardı ki İzmir'de. Şimdi hiç ses gelmiyor, yeni grup çıkmıyor piyasaya. Bursa'da da öyle mesela... bi ara o kadar çok grup vardı ki. Hepsi kaset yapmaya hazırlanıyordu, hatta bazıları yaptı da Bursa'dan. King White olsun, işte Volvox yapacaktı bi ara.

Sanırım o zamanlar zaten piyasa çok daha farklıydı. Ben o zamanlar yoktum bilmiyorum anlatır mısın biraz?

-Ya, o zamanlar biz mesela Bursa'da çok konser vermiştik. Bursa "Rockcity" diye anılıyordu. Sedat Sanca diye bir adam vardı, şimdi İngiltere'de. O, birçok grubun kurulmasına yardımcı oldu. İşte Bohem olsun, King White olsun, Volvox olsun, hep o kurdu. Ondan sonra... ama şu anda o yok. O gitti ve olay da bitti Bursa'da. Mesela Bursa'da en son bir Rock Festivali düzenlendi, haberin var mı? 500 kişi bile yokmuş, çok üzüldüm yani.

Bir şeylerin olmamasının sebebi ne? Grupların çıkmaması gibi?

-Bunun en önemli sebebi bence barlar. Barlardaki seyircilerin, içki içerken, yeni bir grup dinmek için diil de, cover parçaları dinlemek için gelmesi, anlıyor musun? Hazır böyle eğlenmeyi düşünmesi. Ve destek olmaması yeni gruplara. İnsanlar içip içip bir Nirvana bir Metallica coverı dinleyerek kafa sallıyor. Tabii bi kaç sebebi var daha. Mesela imkansızlıklar. Biz ve diğer gruplar da imkansızlıklarla karşılaşmıştık.

Ne gibi imkansızlıklar?

-Çalışacak profesyonel bir stüdyonun olmamasından tut, işte kayıt yapabilecek imkan olmaması, enstrüman alamamak, maddi zorluklar, en çok bunlar. Ama bunların altından üstünden gelinebilir. Fakat müziğini yapman için dinleyicinin seni tutması ve desteklemesi gerekiyor. Eskiden biz daha şanssızdık. İlk kez 90'da kaset çıkarmayı denedik. Çıkaramamıştık, kimse anlaşmıyordu. Yani götlerini yalamadığımız kalmıştı, kaset çıksın diye. En sonunda biri kabul etti, o da kabul etmeseydi n'apardık bilmiyorum. Yani biz belki yine fotokopi kapak yapıp belki çıkartırdık. O kaset tuttu, sonra Dr. Skull gibi birçok grup kaset çıkardı. Şimdi daha bi sürü şirket gruplara kapılarını açmış durumda di mi? Ada olsun, Hammer olsun ama bu sefer de grup çıkmıyor. Ya, grupların bunda suçu var mı bilemiyorum ama biraz da tembellik var galiba. Biz artık 30 yaşlarına geldik. Yeni gruplar da çıkmalı. Beraber konser verecek grup bulamıyoruz ya! Çok komik yani. Bu arada sen pausa bas, biraları açalım, sonra muhabbete devam edelim… Nerde kalmıştık? Eğer çalışırlarsa, bi kaç kafa dengi insan toplanıp da iyi müzik yaparlarsa bence tutulmaması için bir sebep yok. Barlarda sırf cover yapan gruplara diil de, kendi parçalarını yapan gruplara da destek olmamalılar. Zaten bikaç bar var.

Peki, sence önümüzdeki yakın tarihte, yani önümüzdeki birkaç sene içerisinde Türkiye’de ne gibi değişiklikler ve gelişmeler olabilir sence?

-Müzikte mi?

Müzikte ama başka şeyler de geliyorsa aklına söyleyebilirsin?

-Şu anda olumlu baktığım bi tek, işte yabancı grupların Türkiye'ye konsere gelmeleri.

Bundaki fayda ne sence?

-Bundaki fayda bence alt grupları Türk olursa, hem Türk grupları için bu bayağı bi tecrübe olur, yani tanınan bi grubun altında çıkmak onlar için iyi olur, hem de işte, biraz olsun yurt dışında böyle gruplar varmış şeklinde temsil edebilirler. Ama bunun dışında olumlu baktığını bilmiyorum ya, keşke yeni gruplar çıksa. Şu anda Hammer mi ne, bi kaç yeni grup çıkaracakmış piyasaya ama nedir bilmiyorum kaliteleri. Umarım iyidir, iyi iş yapar ve tutulurlar.

Sen hiç takip edebiliyor musun underground ya da genel piyasayı, yurtiçi, yurtdışı olsun?

-İkisini de takip etmeye çalışıyorum. Ama yurtdışındaki underground piyasa o kadar geniş ki... Kuzey ülkelerinde özellikle, bir sürü grup çıkıyor. Acaip underground plak firmaları felan duyuyorum böyle ama hepsine ulaşmam çok zor.

Nasıl takip etmeye çalışıyorsun?

-İşte demolarını dinliyorum bazılarının ama ben çok fazla brutal death diil de, daha çok değişik bir şeyler yapan grupları takip etmeye çalışıyorum. Hatta şu anda çok ünlü olan grupların bazıları da underground piyasadan gelme Bir Orphaned Land filan bile underground piyasadan gelme Onlar İsrailliydi di mi?

Şu anda yaptığınız tarzı adlandırıp benimseyip benimsemediğinizi söyleyebilir misin? Ve yapmak istediğiniz bu mu?

-3 tane albümümüz var, üçünde de farklı soundlar var. Şu anki albümün soundu için bilemiyorum ama grup elemanları olarak hepimiz heavy metal olduğunu söylüyoruz. Onun etrafında şekillenmiş değişik temalar. Değişik Anadolu ezgilerinden tut da, daha mistik şeyler de kullanmaya çalışıyoruz. Ama genelde ana tema olarak heavy metal diyebiliriz müziğimize.

Pek çok insan yumuşadığınızı düşünüyor. Bu yumuşama kişisel beğenilerinizin bir uzantısı mı, yoksa yaş ilerledikçe daha iyi bir prodüksiyonla, daha ağır bir kitleye mi hitap etmek istiyorsunuz?

-Aslında biraz da olgunlaşma dönemindeyiz. Yumuşama olabilir ama sözler açısından en sert sözler de bu albüme ait. Sözlerine bakarsanız çok fazla geçirmece var yani.

Prodüksiyon açısından da bir fark var!

-Tabii ki... Ama mesela bundan sonraki albümde daha yumuşak olacak diye bir şeyi ben kabul etmiyorum. Bundan daha fazla yumuşarsak soft rock filan yapmış olucaz. Ama kesinlikle çok sert parçalar da var bu albümde ve yaşlandığımızı da ben kabul etmiyorum. Zaten konserlere gelen olursa farkı görerek. Bu arada konser albümümüz çıkacak, ona da herkes dikkat etsin diyorum.

Yurtdışı konserleriniz olduğu zaman Türk olmanız avantaj mı, yoksa dezavantaj mı yaratacak sence?

-Biz bu konuyu uzun süredir düşünüyoruz. Danimarka'ya gittiğimiz zaman 94'dü galiba... konser vermeye gittiğimiz zaman, orda biz üç konser verdik, üçünde de Türk olduğumuz için bize çok ilgi gösterdiler ve bizden böyle işte değişik bişeyler beklediler seyirciler ama biz "Trail Blazer"dan ve ilk albümümüzden parçalar çaldığımız zaman bu beklentileriyle hayal kırıklığına uğradılar. Yani biz oraya bir Türk grubu olarak gittik, fakat oradaki Avrupa'daki bir çok grup gibi bir soundumuz vardı ve onlar gibi çaldık. Onlar bizden değişik birşeyler bekliyordu. Biz de üçüncü albümü çıkartırken bunu baz aldık, anlatabiliyor muyum, yani değişik... bizden bişeyler katma gerektiğini düşündük ve eminim şu anda gitsek tekrar yurtdışına o zaman insanların daha çok ilgisini çekicek müziğimiz. Çünkü bu tür müzik yapan; thrash yapan, death yapan veya heavy metal yapan bir sürü grup var, bunların hepsi birbirine benziyor. Çok iyi soundları felan var tamam, ama araya bence değişik şeyler katmak gerekir. Bu kendimizden olmalı belki ama tabii ki şey değil, müziğin formunu, ruhunu kaybetmeden, anlatabiliyor muyum! Orphaned Land'ın işte İsrail müziğini kullandığı gibi, Moonspell'in Portekiz ezgilerini kullandığı gibi... Türkçe olup olmaması da önemli değil fazla ama o heavy metal ruhunu kaybetmeden değişik bir şeyler ortaya koymak gerekiyor.

Peki kimden etkilendi Pentagram? Yani bu günlere gelmesinde rol oynayan gruplar var mı?

-Şimdi diğer arkadaşlar da olsaydı, onlara da tek tek sorardık. Benim bildiğim kadarıyla, Hakan ve Tarkan üçümüz çok çok uzun zamandır tanışıyoruz, bizi en çok etkileyen Slayer olabilir, Judas Priest olabilir, hatta Metallica'nın ilk dönemleri filan da bizi çok etkilemiştir yani.

Peki bugünlerde sizi etkileyen gruplar var mı?

-Ben şahsen Judas fanıyımdır. Rob Halford'un vokalini çok severim. Son albümlerini dinledim. Güzel albüm, yeni bi grup gibi, bambaşka bi sound ve grup ortaya çıkmış. Sonuçta vokal de grup ruhunu değiştiriyor ama ben kesinlikle bir Judas ve Black Sabbath fanıyım, kendim için söylüyorum.

Pentagram müziğini yaratırken; yani bestelerken ve söz yazarken nelerden etkileniyor?

-Herhangi bir gazetenin sayfasını açtığın zaman karşılaştığın haberler olabilir, günlük hayatta karşılaştığın problemler olabilir ama...

Mesela Pentagram Anatolia'yı bestelerken nelerden etkilendi?

-Anatolia'da tamamen Anadolu, eski uygarlıklar, atalarımız, yaşadığımız yer, topraklar, onlar bizi etkiledi. Eski tarihimizi araştırıp, ne bilim müslümanlık diil, Osmanlı da diil, daha öncesinin de olduğunu bu topraklarda başka uygarlıkların da yaşadığını göz önüne alarak hissettiklerimizi ortaya koymaya çalıştık. Taa eskilerden bugüne kadar.

On yıl önceki planlarınızdan ne kadarı gerçekleşti, neler kaldı?

-Neler kaldı... aslında bi çok şey gerçekleşti ama yine de o kadar olumsuz şartlarda bu işleri yaptık ki. Yani festivallere katılmak gibi şeylerimiz gerçekleşmedi. "Monsters of Rock" gibi festivallerde çalmak, dinlediğin gruplarla çalmak isterdik, işte bunlar gerçekleşmedi. Ama bunun dışında konserler verdik; çok güzel konserler verdik, CD'miz çıktı, yurtdışına da çıktık ama insan hiç bir zaman yaptıklarınla yetinmiyor ve her zaman daha iyisini olmasını istiyor, anlatabiliyor muyum? Daha iyisini yapmak ve daha ileri gitmek istiyor.

Peki, grup veya kişisel olarak ilerisi için koyduğunuz hedefleriniz var mı?

-Ölene kadar, olabildiğimiz kadar, grup elemanlarıyla bu müziği daha ileriye götürmek.

Pentagram'ın pop ve içi boşaltılmış(!?) rock dinleyicisine sunduğu alternatif nedir?

-Ehh, bu nedir? Tabii ki şu anda çıkmış olması gereken konser albümümüz Neden "popçular dışarı" peki? Bunun ismini biz koymadık, seyirci koydu. Konser başlamadan on onbeş dakika önce, seyirciden böyle bir tezaurat geldi, biz de bunu bizim seyircimizin sloganı olarak alıp konser albümümüzün adını koyduk.

NON SERVIAM okurlarına söylemek istediğin başka bir şey var mı?

-Bu konser albümü çıktıktan sonra turneye çıkacağız, Türkiye'de gidebildiğimiz her yere gitmeye çalışacağız. Ondan sonra yurt dışı gelecek, anlaşmamız olursa. Daha sonra, yazın yeni albüme girmeyi düşünüyoruz. Şu an ufak ufak dördüncü albümün konsepti belli olmaya başladı.

Var mı bişeyler?

-Daha tam bir parça bitmiş diil ama yavaş yavaş temalar, fikirler ortaya çıkıyor ve onları pekiştiriyoruz. Non Serviam'a yayın hayatında başarılar dilerim, Laneth öldü, yaşasın Non Serviam di mi?..

Yooooooooooooooooooooooooooooooooooooooo……

GÜZİN, 1998 NON SEVIAM, sayı 1

Kaynak : https://www.turkiyerocktarihi.com/d/1636/pentagram-sinirda-!!!-%7C-1998-non-serviam-guzin
Okumaya devam edin
Yorumlar (0)
Yorumunuz maksimum 180 karakter içerebilir.
Daha fazla karakterde yorum yazmak için Giriş yapabilirsiniz yada Üye olabilirsiniz