Pazartesi, Eylül 14, 2026

ASIM CAN GÜNDÜZ: “AYILARLA UĞRAŞMAKTAN ÇALIŞMAYA ZAMAN BULAMIYORUM”

Rock Kazanı. 1993. Röportaj: Erhan Erbey, Özgür Yici

Asım Can Gündüz’ü Power FM’deki işinin başından aldık ve bi dokunduk oracıkta… Bir dokunduk ve bin ah işittik…

“Ben rockçıyım”diyor A.C.G… “Ama önce müzisyenim. Felsefem “rock rock rock!” değil, “müzik müzik müzik!”. En çok sevdiğim, havama en çok uyan tarz rock; ama her türlü müziği çalıyorum, seviyorum… Nereden geldiğimi de göz önüne almak lazım… Sekiz sene kaseti yasaklanmış, dört sene televizyonda yasaklanmış; toplumumuzda Avrupa dönmesi, gavur hayranı gibi çirkin deyimler yakıştırılmış biriyim… Buraya da para kazanmak için gel medim… Zaten Amerika’da çok çok güzel gelirim, çok çok güzel hayatım vardı… Geleceğim çok çok parlaktı… Fakat belli bir çizgiyi geçtiğim için, kendi iç alemimde; vatan borcumu hissediyordum… Biz Amerika’da büyüdük, orada bir takım güzel şeyleri gördük. Türkiye’de gençlerimiz, Amerika’yı muazzam bir cennet gibi değerlendirip; “Türkiye kaka, orası cici, biz kendi sorunlarımızı çözemeyeceğiz, biz adam olamayız, biz ayıyız” diyor… Ondan sonra sen solcu musun sağcı mısın, entel misin, maganda mısın, Türk müsün Laz mısın gibi bir takım deyimler ortada… Ve bu beni o kadar çok üzdü ki, ben dedim bu milletin rock müziğe ihtiyacı var. Nasıl ki kuru bir bahçe ye su serpersin, ben de müziğimlen, gitarımı kullanarak, kapanmış mühürlenmiş kalpleri açmak için müziğimi kullanmaya çalıştım… Kötü bir diktatör veya kötü bir rejim geldiği zaman bir ülkeye, ilk yapılan şey, sanatçılar yok edilir, yazarlar yok edilir, eserler yok edilir. Bunun nedeni biz insanın ruhuna hitap ederiz. Ben geldiğim zaman Türkiye’ye, o kadar hassas bir millet olmamıza rağmen gençlerimizi biraz ruh gibi gördüm. Yani hayal kurmaktan aciz, bunları yapmaktan aciz… Yani kimileri blucini var diye günlerce savaşabilecekler, fakat ikisi bir araya gelip, müşterek üzücü bir konuya atılıp, onu çözmeye güçleri yok. Herkesin niye başaramayacağının bahanesi hazır. Bazı insanlara yardımcı olmaya çalıştığım zaman, beş kişi bir araya gelip bir saldın yorlar, ulan diyorum, bu beraberliği, hain ihtiraslara karşı kullansanız, başaracaksınız. O kadar savunuyorsunuz ki acizliğinizi. Bize Amerika’da öğrettiler ki, her şeyi yapa bilirsin… Aya gidebilirsin, reisicumhur olabilirsin, ünlü futbolcu olabilirsin. Biz acı gerçeklerin üzerinde günlerce tartışacağımıza, bu acı gerçekleri nasıl değiştireceğimizi… Şeker alır mısın?..

Teşekkürler.

Asım: Yani ben şeyden taraftarım… Bir şeyi değiştirmek, güzel yapmak… Ben yani Aaa burası açı, kötü” diyemem… Belli… Her şey belli… İnsanlar birbirini kıskanıyor. Araban mı var, benim şu arabam var, orda mi okuyorsun, ben şurada okuyorum, Livays mi, benim Lii… Yani böyle beş paralık şahsiyet numaralarındayız millet olarak… Ben bunları gördüm ve bunları nasıl düzeltebiliriz?… İlk önce Amerikan hayranlığımız… Tamam belki güzel bir yer Amerika… Ama neden güzel?.. Çünkü bir araya gelip, el ele çalışıp bir şeyler yapmışlar… Bizim de aynı şeyi yapmamız lazım… Evin mi pis, komşunun evinde yaşaman gerekmez, kendi evimizi temizlememiz lazım. Kültürümüz pislenmiş bizim.. Biz millet olarak düzenbaz, Ceyar Yuing olduk… Ayranın gelmedi senin… (Oturduğu yerden fırlıyor ve garsonla konuşup, dönüyor)

 Zahmet oldu size…

Asım: Estağfurullah… Yani ben de müziğimi, memleketime yardım etmek için bir kılıç gibi kullanıyorum. Benim düşmanlarım var. Benim siyasi, sağım solum yoktur… Benim düşmanlarım, bir: cahillik… İkincisi kıskanmak.. Acizliğin en bariz haykırısı… Çok kişi beni kıskanıyor. Benim Amerika’da yirmi yıldır tanıdığım bir arkadaşım vardır. Nerede çalıştığını sormamıştım. Bir gün arabası bozuldu, gel beni al dedi işten. Nerede çalıştığını sordum, Ben Kaçak Muhacirler Araştırma Büro Şefiyim dedi. Gittik adamı görmeye. Büyük bir yazıhanesi vardı, girdik. Liquid cristal’ler var, elektronik saatlerdeki gibi. Duvarlar onlardan yapılmış, yüzbinlerce isimler gidip geliyor. İngilizler, Fransızlar… Bunlar nedir dedim Frank’e. Bunlar araştırdığımız kaçak muhacirler, dedi. Benim Türk olduğumu bilmiyor, Kaçak Türk yok mu dedim… Yüzbinlerce dedi. On tane vize veriyoruz, yedisi dönmüyor, bu kadar Amerika hastası bir millet olamaz dedi. Peki burada neden hiç Türk ismi yok dedim… Biz onları aramıyoruz ki dedi, onlar birbirlerini ihbar ediyorlar… Bak bu benim şeref sözüm, yapmacık değil: Türk Milleti, anlayın kardeşim, Amerika’da, Muhacirler Araştırma Bürosu şefi, sizin isminizi dahi oraya koymuyor. Çünkü, biriniz başardı mı, öbürünü ihbar edemiyor… Birbirini bu kadar kıskanan bir millet görmedim diyor, adamlar… Yazın bunu… İnanılmaz bir şey…

Biz millet olarak karşımızdaki adama he lal olsun kardeşim, alnının teriyle şunu yap tin diye şak diye yanağından öp, bi sani… Adam oh be desin!.. Birbirimize komple gicıkız. Ben şarkılarımla bu tavırları, ayı olmayı demode yapıp, delikanlı olmayı moda yapmaya çalışıyorum, Türkiye’de. Bir kültürel savaş veriyorum. Ben medyayı kullanıyorum. Televizyonu, basını, şu röportajı, radyoyu ve şarkılarımı. Olumlu bir düşün me tarzı tohumu atıyorum. Ayı olmak, karşıdaki insanı sömürüp, kıskanıp, “o benim olmalı!”.. İşte bu ayıp. Ama onun başarıs nın sırlarını öğrenmek ya da senin gibi kuvvetli olmayanları yükseltmek… İşte bu medeniyet. İşte benim müziğimin nedeni bu. Ben fazla din fanatiği olmamak şartıyla, Allah’ı çok çok çok çok seviyorum. Benim çok güzel arkadaşım. Bazen konuşuyorum, “Allah’ım, hayırlı günler” diyorum. Sanki içimden bir ses “Hey ne haber mo ruk!” böyle… Böyle takılıyoruz… Kim biliyor ki Allah’ın gitarı yok. İslamiyet, çok derin bir şey, bilinçli bir müslüman olduğumu iddia edemem, ama Allah’ın, onu çok seven bir kulu olduğumu iddia edebilirim. Bu Allah sevgisini de kardeşlerimle paylaşmak istedim. Hayat böyle bir akord gibi, sen de bir notasın. Dünyaya kendini akord ediyorsun. Detoneysen anlamsız şeyler çıkıyor. Ben de kendimi akord etmek istiyorum.

Peki Türkiye’deki rock grupları hakkın da neler düşünüyorsunuz?.. Ya da Türk rock müziği hakkında?..

Asım Onu üç ayrı bölüme ayırmak lazım. Birinci bölüm: 1980’ler… Kız tavlaya mayan, aşağılık kompleksinden gebermiş, nefret dolu, kabiliyet düşmanı pezevenkler bir araya gelip, birbirini ezmek için grup kurdular… Ve buradaki yaptıkları müzik, müzik değildir, ve Türk rock tarihinde büyük bir lekeydi… Fakat bu lekelerin içinde birtakım aslanlar gibi müzisyenler de çıktı. İkinci kademe 80’lerin sonları… Cihazlar gelmeye başladı… Herkes arabesk yoğun diye bir şey yapmıyordu, pop parlamaya başladı. Yeni gruplar çıktı ve ilk defa şu eskiden yapılan şeyleri yapmayalım deniyordu… Ve gelelim 90’ların başlarına… Burada çok çok ümitliyim… Aynı sorunlar yine var ancak şunu söylüyorum, Türk rock’ı önümüzdeki beş sene içinde dünya listelerinde izini bırakacaktır. Dünya çapında o kadar çok adamlar var ki… Sırf bu beş paralık şahsiyet numaralarını bırakıp, Allah’ın aşkına ve müziğin aşkına sanat eserleri yaratıp, “bu satar, bunda iyi para var” diye kaset yapmayıp, çalışırsak, dünyada iz bırakabiliriz. Bakın size gelecek yıldızları söyleyeyim mi… Badluck, Volvox, Mavi Sakal, Pentagram… Yani ben pek metal müzikçisi değilim ama Pentagram işi iyi yapıyor. Artı, Nuh’un Gemisi iyi bir grup. Çok iyi bir gitarist var… Virüs diye bir grupta çalıyor. Koray Ereke… O çocuk da çok iyi… Çok iyi gruplar var… Asid Orhan var… Mustafa Kosan’la birlikte grup kurdular, onlar çok iyiler… Bir de Grup Lokomotif var, biraz piyasa zihniyetinde olmak zorundalar çünkü çoluk çocuk aile sahibi insanlar… Fakat müzisyenliklerini unutmadılar, çok güzel müzik yapıyorlar. Onlara kardeş olarak söylüyorum, hep birlikte artık bir şeyler yapalım, kimsenin kimsede gözü olmadan. Benim kuşağım artık, kırklara doğru geliyoruz. Bribirimizin ekmeğiyle oynamayalım. Ben gururla söylüyorum, Türkiye’nin en kabiliyetsiz, en çalamayan gitaristi ünvanını üstüme aldım…

Estağfurullah…

Asım: Yok… Çok ciddiyim… Döverim bak!.. Hatta dünyanın en kabiliyetsiz gitaristiyim… Dolayısıyla bu kıskanç bok atanlar bana girmesinler… Ben müzik yapıyorum, şarkı söylüyorum, gitaristliği çoktan bıraktım, ben ertertainer’im. İnsan eğlendiriyorum. Gitar kahramanı arıyorsa millet, çok daha iyileri var… Ben kendime ayrı bir çizgi çiziyorum… Bu arada güzel haberler vereyim size… Beni destekleyen güzel kardeşlerime… Asım Abi, sen çok daha iyi şeyler yapabilirsin, neden bu tür şeyler yapıyorsun diyorlar… Sevgili kardeşlerim, burası Türkiye Cumhuriyeti… Ben burada on iki senedir cepten yiyorum ve milyonlarca dolar kaybettim… Ben zengin adam değilim, tam tersine smirdan başlayan biriyim. Memleketimizde bir rock sanatçısını doyuracak piyasa hiçbir zaman yoktur.. Ben bir rock müzisyen olarak değil de gençlerin düşünme tarzını değiştirmek, bıyıklı insanlar bıyıksız insanlari sevmesin değil de, hepimiz aynıyız gibi düünceleri ortaya çıkarmak için çalıştım. Yapmak istediğim birinci ve ikinci basamak buydu. Çok hastalandım, çok kilo aldım. Interstar’daki Cem’le çalışmalarıma son verdim. Onunla hiçbir sorunum yok, onu çok çok seviyorum, minnettarım… Sırf sağlığım açısından son verdim… Çok çalışıyorum ve artık yoruldum. Biraz ara verip, yok olup dinleneceğim. Bu aradan sonra yepyeni bir grup, Grup Delikanlı’yı kuracağım… Uzun zamandır kurmaya çalışıyoruz, ama delikanlı adam bulamadım. Varsa şu anda okuyan bu dergiyi: Basçı arıyoruz ve davulcu arıyoruz… İsteyenler beni anıyorlar. Artı, dört kaset aynı günde çıkartıyoruz. Biri rock… Allahına kadar… Biri yumuşak, İngilizce sözlü; biri masallar, büyük bir rock operası dahil… Bir tanesi de bu kasedin ikinci bölümü: Anam Ağladı… Dört kasedi de aynı anda çıkartıyorum… Beğenmeyen dinlemesin kardeşim, beğenmeyen, fucking, dinlemesin… Çünkü bir şey anladım ki, herkesi memnun etmeye çalışıyorsun, hep birisi memnun olmuyor. Ben, fuck you dedim, kendi kafama göre müzik yapıyorum… Zaten Asım Can Gündüz dinleyicisi olmak her babayiğidin harcı değildir. Herkes özgürlük diyor, birtakım kalıplanın içine giriyorlar. Biz özgürlüğü kendi yaşam tarzımızın içinde de yaşıyoruz… Ben özgür bir insansam, herkesin istediği boku yersem Asım’lığım nerede kalır. Benim müziğim daha hiçbir zaman duyulmadı Türkiye’de, inşallah, önümüzdeki aylarda duyacaksınız. Ben, ayılarla 24 saat mücadele etmekten, gitar provası, şan provası yapamıyorum… Benim yapabileceklerimin binde birini görmediniz. 24 saat ayılarla boğuşuyorum, müzik yapmıyorum ki… Ben günde 6 saat gitar provası, 2 saat şan provası, 4 saat vücut geliştirme, 2 saat sahne hareketleri, sonra geri kalan saatlerde meditasyon, dua… Ben böyle çalışırdım abi…. Dünya standartlarında çalışıyordum ben… Ben Amerika’da 23 sene çalıştım… Ben, yurt dışına gidersem yabancılar beni sever mi diye bir hastalığım yok ki… Günde 5000 dolar kazanıyordum.

Yeni kasetlerin kayıtlan tamam mı?..

Asım: Yok, daha çok uzun sürer… Ayrıca bir de solo konserim var, Spor ve Sergi Sarayında.. Yakında… Ayrıca, bu senenin sonunda Türkiye’den ayrılıyorum, çalışmalarımı yurt dışında sürdüreceğim… Hayatımın 12 senesini vererek yapmak istediğim şeyleri tamamlamış oluyorum…

Kasedi yapıp gidiyor musun yani?..

Asım: Evet… Bu senenin amacı Avrupa için hazırlanmak… Avrupa’da kullanacağım grubu şimdi kurmaya çalışıyorum…

Amerika değil yani?..

Asım: Yok, önce Avrupa… Daha sonra Amerika…

Hangi ülkede yaşayacaksınız?.. Asım-Devamlı turne. Sürekli çalıcam… Bu, az önce bahsettiğiniz grup mu?..

Asım: Evet, grup Delikanlı… İşte, bu grubu Avrupa’ya götüreceğiz, ondan sonra bir iki sene içinde Dünya listelerinde ilk 10’a girmeyi hedef aldık… Sizin takdirinize layık olmaya çalışacağız… “Ulan helal olsun, bize resmen Vakko da söylemişti, resmen yaptı adam” diye yazarsınız sonra…

Akşam yatağınıza yattınız… “Ya, ben niye geldim bu Türkiye’ye”… Demiyo musunuz?..

Asım: Her gün yirmi beş kere… Şu omzumda “Allah seni seviyor, sen yapmazsan kimse yapmaz, kimse bu kadar deli değil afferin Asım” diyen melek kanatlı bir minik bir Asım var… Bu omzumdaysa, motor üzerinde, “Birrak yaa moruk, sen mi değiştireceksin, bunlar ayı ya, parana bak” diyen bir Asım var… Ben de her gün nefsimle müca dele ediyorum… Her gün aynlıp gitmek üzereyim Amerika’ya… Bir konser veriyorum, ne kadar gitarist varsa ölmemi istiyor…

Bir de radyo işiniz var… Seviyor musunuz?..

Asım-Başta iş olsun diye başlamıştım ama sonradan çok sevdim…

Çok sağolun… Teşekkürler…

Asım: Sağolun… We love you…

We love you too..

Röportaj: Erhan Erbey, Özgür Yici