Salı, Eylül 15, 2026

ESKİŞEHİR ANADOLU ÜNİVERSİTESİ ROCK KULÜBÜ “ULUSAL BASINDA ROCK MÜZİĞİN YERİ” PANELİ

Hicri BOZDAĞ. Rock Satation, fanzin. 2000

Geçtiğimiz haftalarda günü birlik Eskişehir seyahati oldu. A.Ü.R.K.den Başkan Muzaffer beni aradı ve panele davet etti. Orda benimle birlikte Aptülika, Çağlan Tekil ve Güven Erkin Erkal’da olacaktı ve ilginç olacağını düşünmüştüm. Gerçekte, amacı olan bir paneldi ve amacı da güzeldi. Okulun, iletişim fakültesinde, bir amfide gerçekleşen, panelde, her konuşmacıya iki soru yöneltildi. Bu hoş bir uygulamaydı ama, bence her soru, tüm konuşmacılara sorulmalıydı. Örneğin, Türk gruplarının dünyadaki şansının, Çağlan Tekil veya bana sorulması daha yerinde olurdu gibi geliyor. Ufak tefek hatalar her şeyde olabileceği düşünülerek, amacından dolayı, bu hatalar belki de göze bile çarpmayacak kadar küçük kalıyor. Umarız bu tür aktiviteler sürekli olur ve bizde değişik şehirlerde birçok rock severle buluşma şansını yakalarız. Ayrıca orada, bizlere gösterilen samimi yaklaşım, hemen dönüşte bize Eskişehir’ide özletmiş durumda.

Sizlere sunmak amaçlı, paneli kasete kaydetmiştim, fakat teybin her 30 dakikada bir dolup atması birçok bölümün size ulaştırılamamasına neden oldu. Ancak 2 saat boyunca konuşulanları kasetten çözdüm ve sizlere sunuyorum. Umarım hoşunuza gider…

Yer: Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi

Tarih: 14 Kasım 2000

Paneli Yöneten: Öğr. Gör. Tarkan Oğuz

Konuşmacılar:

Aptülkadir Elçioğlu (Aptülika)

Hicri Bozdağ

Çağlan Tekil

Güven Erkin Erkal

Tarkan: Öncelikle, başlamak istediğim nokta hepinizin bildiği bir hikâye var. İşte “Şebek Dergisi”nin yavaş yavaş istila edilmesi, arkasından “Şebek Heavy Metal Fanzin”daha sonra “Köprüaltı” biraz önce öğrendi solak başlamış ve bitmiş galiba, şimdi baktığımız zaman Türkiye’de bir çok insan var rock müziği dinleyen, sokağa çıktığınızda bir kısmını görüyorsunuz, konserlerde bir kısmını görüyorsunuz fakat bu dergicilik anlamında tiraja pek yansımıyor galiba, bunun nedenleri ne olabilir, rock medyası neden böyle bir sorunla karşı karşıya kalıyor. Bir de geçen konuştuğumuzda (Aptülika’ya) zaman içerisinde plak endüstrisinin oyununa gelmeye başlanıyor demiştiniz, nasıl bir oyun, nasıl etkiliyor endüstriyi?

Aptülika: Öncelikle bu rock dergiciliği denildiğinde ben bu konuda konuşmak için gelirken düşündüm, aslında başlangıç itibariyle ben çok uzak bir insanmışım yani. Rock dergiciliği denilince, düşündüm burada benim işim ne, ilk çıkışa bakıldığında burada Çağlan daha uygun. “Laneth”in çıkış sürecinden, “Stüdyo İmge” türünde dergiler falan. Burada önemli bir konu, ben yapamayacağımı çok iyi anladım şuradan anladım; Biz nitelik ilk olarak bazı kavramlar vardır, “fanzin”le karşılaştık ilk olarak fanzin’le karşılaştığımızda, fanzin Türkiye’de rock dergisinin çıkamamasından dolayı fanzin anlamıyla çıkmaya başladı. Aslında fanzin olarak düşündüğümde benim dergide köşem vardır orda o köşeyi paylaşan insanlarla çok özel şeyler paylaşırım. O’nu posta yoluyla, elden ele dağıtırım, işte bu anlama gelir fanzin. Fakat bizde fanzin yasal dergi çıkamadığı için ortaya çıktı. Ülkemizde zaten kavramların da yanlış değerlendirilmeye başladığından dolayı 80’den sonra, özellikle bu 90’dan sonra iyicene, bir de bu küreselleşme olayına girdikten sonra belki de tüm dünya tüm dünyada bu böyle. Benim kendi adıma en büyük yanılgım bir rock dergisi oluşturmaktı. Çünkü rock dergisi oluşturduğumda bir anda yapa yanlız kaldım. İki karşı çıktığım, eleştirdiğim müzik sanayi ile yan yana olmak zorunda kaldım. Bir Aptülika olmak, bir rock dergisinde editör olmak çok zor bir olay. Dergilerin de neden satmadığına geldiğimiz zamanda, bence dergiler satıyo, mesela “Non Serviam” şuan durağan olsa da satabilir. Fakat satar dinleyiciye ulaşıyo. Ya da şöyle diyelim dergiler satabilir. Satamamasının nedeni, diyelim gazeteler ne kadar okunuyo bu ülkede, işte edebiyat dergileri ne kadar satıyo, televizyon neye göre izlenebiliyo. Oturup televizyonda ne var bugün diye izleme oranı nedir, ben Atilla İlhan varsa izlerim ama onu zaplarken görürsem izlerim. Kaç kişi bugün kanalda şu var diye izleyen kaç kişi var. Kendi adıma söylüyorum. Gazete aldığımızda da bir bakarsınız ne istiyorum der, alır sonra bir bakarsınız VCD verdiği için kuponunu alır ve gazeteyi çöpe atar. Eskiden olduğu gibi okunduğunu zannetmiyorum. Ama rock müzik dergisi olarak bakıldığında insanların rock müzik dergisine ihtiyaçları olduğu inancındayım. Ama onların da biraz umutları kırılmış, gibi geliyor bana, benim gözlemim bu. Aslında şu an rock müzik Jazz gibi her yaştan insanın dinleyeceği bir müzik türü olması gerekirken, bazen 35 yaşında biriyle karşılaşıyorum “aa bizde eskiden dinlerdik” diyo. Hatta anılara giriyo, anılarda da şöyle şeylerle karşılaşıyoruz, “çok acaip koltuk kırardık” diyo. O senmiydin demek geliyo içimden, hesapta koltuk kıranların hiçbiri artık rock dinlemiyo. Bizde eskiden solcuyduk der gibi bir şey. Tabii ülkede bunları yaşarken dünyada da şöyle bir şey yakaladım, tam bu işe başladığımda Frank Zappa’nın bir sözüyle karşılaştım ve çok abartılı buldum, şöyle demiş; “rock basını okumayan insanlar için, konuşmayı bilmeyen insanlarla, yazı yazamayan insanların yaptığı şeydir” kendi adıma söyleyeyim “Şebek Dergisi” tam anlamıyla buna uyan tanımlamaydı. Ama yeterli miydi, hayır değildi, dünya tespitine göre şurada bakalım okumayan insanlar kim? “rockçılar okumaz”, konuşmayı bilmeyen insanlar kim? müzisyenler konuşamaz, yazı yazmayı bilmeyenler kim? biziz. Zaten müzik sanayini kondurduğu bir şeydir bu. Dolasıyla dünyada olan bir tespit bizim ülkemizde de olmaya başladı. Bu anlamda da küreselleşen dünyada dergilerin çok satmaması da çok normal. Okumayan insanlar dedim rockçılar okumaz mı, elbette okur, fakat şöyle bir tanımlama var “ben rockçıyım, ben çevreciyim” ve ardından “ben dünya sorunlarıyla ilgileniyorum” dediğinde iş bitiyo zaten. Yani ne demek işte “Peace sells” diye bir parça yapmış adam her şeyi oraya dolduruyosun, rockın içi o kadar dolu hale geliyor ki, bende rock sadece bir müzik türüdür, sadece eğlenmek için o konsere gidebilirim de adam bana böyle bakıyo, ÖDP toplantısına gidiyomuşum gibi algılıyo, bir tanesi MHP toplantısına gidiyomuşum gibi algılıyo, yani bence rock sadece bir müzik türü olarak değerlendirilmediği için dinleyiciyi de bulamıyorsun, grupları da bulamıyosun, bir de karşımızda müzik sanayisi var. Frank Zappa’nın dediği bu tanımlama maalesef çok uygun geliyo, onun için ben kendimi dergici olarak tanımlamak istemiyorum.

Tarkan: Çağlan “Laneth”le başlayan bir süreç var, Slayer röportajıyla bitiyor, daha sonra Moonspell ve Rotting Christ ile başlayan bir “Non Serviam” var. İki ayrı sorum var ilki Non Serviam ne zaman çıkacak? Bir de bazı eleştiriler aldınız işte neden Şebnem Ferah Non Serviam’da kapak olur mu, yada Haluk Levent, ama siz dediniz ki 1000 tane fazla satarım buda öbür sayının garantisi olur. Bu aslında doğru bir yaklaşım.

Çağlan: Diildi ama yaklaşımımız o değildi. Şu ikilemi yaşıyoduk; Sibel Tüzün pop yaparken rock müziğe dönse desteklenmeli mi, yoksa Şebnem gerçekten içi rockcu ve metalci iken, popa döndüğünde mi desteklenmeli. İkisi farklı bir şey ama ikisine de tavır almak saçma bir şey bence. Şebnem’i şahsen tanıyoruz. Sibel Tüzün’ü tanımıyorum yani, hiç şahsi bir yakınlığım yok fakat Şebnem’in içini bildiğim için ki Aptül’de yakından tanıyo. İnandığı şeyi yaptığını biliyoduk, yani o müziğe inanıyodu O, o soundu oydu, bundan para kazanmak için yapmadı onu ve belli bir dönemden geçti. Yani bana Şebnem’i niye kapak yaptın diyen çocuk daha belki küçükken Şebnem sesini duyurmak için grubu Volvox’la müzik yapıyodu ki bu saygı duyulacak bir şey ki, bir kız grubu olmak başka bir olay zaten. Yani o’na inandığımız için yaptık biz Athena’yı da mesela yapmayı düşünürdük ileride, ikinci albümü çıktığında, çünkü Ska kültürü diye Türkiye’de bir şey yok, punk’ta yok. Hadi punk biraz girdi ama Ska hiç yok, bunun popüler olması adamların başarısı. Yani adamlar Türkiye’de popüler olan bir şeyi yapmadı, sadece kendileri popüler etti. Bunda da onların suçu yok. Biz bu şekilde olaya yaklaştık ve bir şeyler olsun çok satan kötü olmamalı, anlaşılmışsa adam onun suçu değil bu bence. O yüzden destek olmak istedik.

Tarkan: Çok satmanın getirdiği bazı baskılar da var, bir sonraki sayı daha iyi olmalı gibi, belki itici bir güç yaratıyo. Bu sıkıntıları aşmak belki daha zor.

Çağlan: Yani bizde aslında öyle bir sonraki sayıyı düşünüp bir şey yapmadık, benim her zaman sıkıntım Laneth’te de Non Serviam’da da, bu insanlara iş yükleyememek oldu. Çünkü herhangi maddi kazancı yok, o yüzden kimseye, sen işi yapacaksın, sen bunu yapacaksın gibi bir şey yapamadık. Herkeste kendi işini getirdiği için açıkçası bu yüzden doğaçlama bir dergi oluyordu. Adamı yazısını vermeden bir sonraki sayıda ne yazacağını bilmiyorsun. Aslında sistemde Şebnem’le röportaj yapacaksın, şu konuları işlemen lazım demen gerekiyo.

Tarkan: Biraz önce Aptül Zappa’ya atıfta bulundu. Zappa’ya sorarlar en iyi albümün hangisi diye, O’da bir sonraki der. Buna istinaden bunu söyledim.

Çağlan: Eğer ona bakarsanız, ben hala kafamdaki dergiyi yapamadım. Yayın hayatına dönüş tarihine gelince, biz iki tane konser yaptık, Tiamat ve Destruction. İkisinde de çok zarar ettik. Eğer bunlar olmasaydı Aralık’ta başlamayı planlıyorduk. Şimdi en iyi ihtimalle Ocak 2001.

Tarkan: Peki Aptül’ünde belirttiği plak şirketleriyle aranızda herhangi bir sorun oldu mu?

Çağlan: Hayır olmadı, onlar bizleri destekliyor, onları da anlayabiliyorum, bir şeyle ilgili kötü eleştiri yazdığımızda herhangi bir baskı olmadı. O konuda gayet şeffaf davranılıyor.

Tarkan: Güven’e hemen geçelim.

Güven: Başta ben sorudan önce hep adları geçer ama fazla kişi bilmez o dergilerden getirdim önce onları kısaca bir tanıtayım… (Güven bu bölümde daha önceleri ülkemizde çıkmış olan basın materyallerini göstererek katılanlara tanıttı, bunların arasında, Hey, Stüdyo İmge, Rockart, Laneth, Boom Müzik Dergisi, Meridyen, Melodi, Metal Hammer’ın tek sayılık basımı, Gong, Onyedi, Şebek, Roll, vs. yer almaktaydı. Materyallerin görsel olması ve gösterilerek tanıtılmasından dolayı teybi bire bir yazmıyoruz.) Ülkemizde ilk yayınlanan yazılı materyalin ne olduğunu bilen var mıdır aranızda evet işte “Dünya Sarsılıyor, Rock’N’Roll” 1956 yılında çıkmış. İçeriği yanlı yayınlardan oluşmakta, nasıl şimdi bunların içinde şeytan var gibi şeyler var deniliyorsa, bunda da aynısı var. İçinde eyvah Türkiye elden gidecek gibi söylemler var.

Tarkan: Hicri Bozdağ’a dönelim, rock’ın birçok kolunda sizi görüyoruz, TV programı, dergi yazarlığı, festival organizasyonu, radyo programcılığı ve yakın zamanda da dergi çıkarma ile, siz öncelikle ülkemizdeki rock müzik yayıncılığını nasıl görüyorsunuz?

Hicri: Öncelikle birçok konuda Aptül, Güven ve Çağlan’a katıldığımı söylemek isterim. Başta şunu söylemek isterim yayılan internetle birçok kişi nette sörf yapıyor ve ne ararsa yalan yanlış veya tam doğru oradan öğreniyor. İnsanlar dergi alıp okumayı istemiyor buna alışmıyorlar. Geçtiğimiz festivalde Alman RockHard dergisini editörü Götz buradaydı, daha önce ona Şebek dergisini de göndermiştim. Tirajını sordu, bir dönem 6-7 bin oldu dedim, oda bence o büyük bir fanzin olabilir. dedi. Ama insanların burada okumadığını anlatamazsın ki. Ben her zaman umut dolu bir insanım o yüzden gelecekte bu işin çok iyi olacağını düşünüyorum. Rock Station dergisine gelince; O aslında farklı bir projenin gelişmiş hali, biz o’nu festival propagandasını yapmak amaçlı, 3 veya 4 ayda bir yayınlanan 8 sayfalık bir bülten olarak planlamıştık. Festivali destekleyecekti, fakat Heavy Köprüalti kapandı, Non Serviam muallakta, son satanist olaylardan sonra Türkçe fanzin çıkmıyor, çevreden de birçok kişi niye dergiyi siz yapmıyorsunuz dedi. Bizde tamamen amatör bir ekiple ilk sayıyı çıkardık. Matbaa yüzünden kötü bir baskı çıktı. Daha sonra festivalin çalışmaları derken ikinci sayı bir türlü maddi problemlerden çıkamadı. Ama şuan sayı hazır Aralık ayından itibaren çıkacak ve her ay düzenli devam edecek.

*Bu noktada Aptülika’nın sorusu sırasında kaset bitip değiştirelemediği için soru ve cevap kaydolamadı..!

Tarkan: Çağlan’a ikinci soruyu yöneltmek istiyorum. Non Serviam rock dergileri arasında belkide en en kapsamlı dergiydi. Sizce heavy metal günümüzde ne tarafa doğru gidiyor? Trend ne olabilir?

Çağlan: Şunu söyleyeyim, bence öldü, yani şu anda bir rutinde gidiyor, asla bir daha yükselmez. 80’lerde bittiğine inananlardanım ben, çünkü bu olay alt kültür olayı, ne zamanki bu olayı Moonspell, Tiamat gibi işin felsefi yönüne kayan, felsefi dediğim iyi sözler yazmak anlamında, yani bu bir müzik türü oldu, bu bizim için bir yaşam tarzı olmaktan çıktı. Ben Moonspell’i gördüğümde, karşımda heavy metal’i yaşayan bir insan görmedim, Tiamat’tada öyle. Ama Destruction geldiğinde tamam dedim, bitmiş olay. Adamlar bunu yaşıyor, müziğiyle, hayatıyla, giysisiyle, adamlar buraya çalmak için geliyor. Aslen para çok önemli değil ama, yol, teknisyenler derken… Bulgaristan ve Romanya’dan para almıyoruz dedi adam. Bu olay işte metal olayı, ama dünyada öyle bir şey yok. Sen Sony ile müzik yapıyorsan, yani ticari değilim diyemezsin. Bu olay bitmiş, Hammer Fall gibi bence sahtekâr olan gruplarda işte devam ediyor. Belli bir kalıp var, Hammer Fall’un, Pegazus’un 80’lerde uygulanmış, o kalıbı aynen uyguluyo, yeni bir şey katmıyo. Türkiye’deki uzantısında da bir at gözlüğü olduğu için insana hiçbir deneme şansı verilmiyor. Pentagram bir deneme yapacaksa yok Pentagram göt oldu deniliyo hemen eski haline dönmesi isteniyo, adamda bir adım attığında onu dengeleyecek adımı atmak zorunda kalıyo. Anatolia’yı yapıyo, yumuşadı dendiği anda Popçular Dışarı’yı yapıyo mesela. Oysaki bir yıl önce, Aşkın Nur Yengi ile çalışmış, Nazan Öncel’le çalışmış… Şimdi bu ikilem oldukça, dünyada da olsaydı bu death metal de doğmazdı, thrash metal de doğmazdı, sadece heavy metal’de kalınırdı. Venom, Slayer, hepsi denedi ve başarılı oldu. Slayer 29 dakikalık albüm yaptı, kimse onu yapmaya satmaya yanaşmıyordu, ama satıldı. Deneme yapmadan bilemezsin neyin iyi olup olmadığını. Bana kalsa 80’leri yaşayan biri olarak, sadece 80’lere ait bir heavy metal dergisi yapmak isterdim. Ama düşüncem farklı. Ben insanlara, Tiamat var Led Zeppelin var ama ortada da Destruction var demek istiyorum. Hepsini dinleyebilir, Şebnem’de dinleyebilir. Çünkü artık insanlar artık metal sever değil, müzik sever, bunu bir anlamak lazım. Madonna’nın Frozen şarkısını beğeniyorum mesela ben. Pet Shop Boys’un It’s A Sin’ini de beğeniyorum. Benim için önemli olan melodi, yani distortion çok önemli değil. Bu noktada metal değil, müzik türü oldu. Bir yaşam biçiminden çıktı, bence zaten Türkiye’de yaşanması oldukça zor bir şey, çünkü Avrupa’da çıkmış bir şey, onlar nasıl bir anda folklor, sazlarla bir şey yapamazlarsa veya ne kadar komik olursa, burada da o kadar komik oluyor bence.

Tarkan: Peki Aptül’ün söylediklerinden yola çıkarak heavy metal uysallaşıyor mu?

Çağlan: Çoktan uysallaştı bence, aslında uysallaşmadaki kasıt şöyle adam bir tercih yapmak zorunda ya taviz vermeyecek ya da verecek hem kendi istediği müziği yapacak, hem de bu işten para kazanacak. Ve adam para kazanmak zorunda çünkü, bu işten para kazanmak istiyo. Yani hepimizin de amacı o. Yani ben sabah 8’den akşam 6’ya kadar paso metalcilik yapmak veya dergi çıkarmak istemiyorum. Benim hayatımı kapsasın istiyorum, o zaman verimli olabilirim ben de. Gruplarında çoğu para kazanmak için, ben inanıyorum ki plak firmalarının hiç etkisi yok gruplar üzerinde, yumuşayın veya sertleşin diye, tamamen otokontrolle alakalı bir şey yani ben biraz yumuşarsam satarım diyo adam Paradise Lost çok açık bir örnek, mesela plak firması sertleşin demesine rağmen yumuşadı, aa o tip bir şeyde adam daha fazla riske giriyo daha fazla satcam büyük bir kitleye ulaştıktan sonra belki de o zaman istediği müziği daha geniş kitlelere yayabilirim diye. Öyle olunca da otomatikman hem uysallaşıyor hem ticari kişilik kazanıyor. Türkiye’de ticari bir kimlik kazanmasına imkân yok çünkü ortada dolaşan bir para yok. Hicri’nin festivalinin biletinin ücreti asla 10 milyon olmamalı, daha pahalı olmalı. Benim dergimi alıyo adam 1.5 milyon Blue Jean’da aliyo 1.5 milyon, seninki neden 1.5 milyon diyo bana öteki renkli diyo. Şimdi Yaysat Hürriyet’in, o adam Yaysat’a para ödemiyo. Kağıt üzerinde ödüyo ama gerçekte ödemiyo. Ama ben ödüyorum %35’ini Yaysat’a ödüyorum, onu ödeyince 975 bin lira kalıyo, benden almasın Yaysat ben dergiyi 975 bin liraya satayım. Hele Aktüel, Tempo gibi dergilerde çok satıkça zarar ediyo çünkü kağıdı pahalı, az satmaya çalışıyo adam.

Tarkan: Aslında ilk sayıya bakıp son sayıya baktığımızda bayağı bir profersyonelleşme göze çarpıyo.

Çağlan: İlk sayıyı 250 milyona çıkarmıştık son sayıda bu rakam 2.5 milyar oldu. Aslında şimdiki o 250 milyonluk sayıyı yapsam şimdi olsa 1 milyar olsa ben otomatikman 1.5 milyar kar etmiş olacaktım. Ama biz her kazandığımızı gergiye yatırmak istedik, o yüzdende asla profersyonel olamadık. Yaa bu dergiyi gidip birinede satmak istemedikki, şu anda Hürriyet dergi grubu dergi çıkarmak istiyo, ben Non Serviam’ın böyle bir kulvara girmesi, o zaman ben otomatikman boyun eğmiş olucam, ama borçlarımdan dolayı artık yaşım 30 hani bir işe gir çalış oğlum şeyinden kurtulmak için Non Serviam olmasa da Hürriyet için öyle bir şey yapmayı kabul edebilirim ama Non Serviam dosyası o noktada kapanmış olur.

Tarkan: Güven bu noktada sana Türk rock grupların dünyada ki yerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Güven: Ben dinlerken çok keyif aldığım grupların arttığını görüyorum. Yani burda da müzik sever olduğum için keyif alıyorum, yoksa tutucu bir olarak değil. Metalci olsaydım hiç bir şeyden, işte aldığım mektuplardan ve kültürel rockçılardan olsaydım. Hiçbir şeyden zevk alamazdım o zaman. Replikas, BabaZula, Zen, durmadan üreten topluluklar, onların çok şansı olduğunu düşünüyorum, bunun yanısıra yeraltında bir şeyler olmuyor mu? oluyor! çok kötü şartlarda da olsa eldeki şartları kullanarak birşeyler yapabilenler var. Mesela Dementia adlı Ankaralı bir grup festival sırasında bir demo CD’sini verdi. Artık evde daha rahat dinleyebilmek için teknolojinin uzandığı yere kadar, topluluklar kullanmaya çalışıyorlar. Demo kaset yerine demo CD de yapabiliyor. Bu bir zamanlar Kiranç’ın kalkıpta sahnelerde CD kırıp sonradan CD çıkarması gibi bir iki yüzlülükte değil. Bunlar kullanılıyor, internet kullanılıyor, burda Hicri’ye katılmadığımı da belirteyim. Yaptığım işten zevk alıyorum, TV, Radyo programlarının bize ulaştırabildiği olan bitenin çok az bir bölümü, fokur fokur kaynayan toplulukların sayısı oldukça fazla, internette site açıyorlar, yarışmalara giriyorlar, yada başvuruyorlar, grupların sayısı inanılmaz sayılamayacak durumda. Bu açıdan bakıldığında biraz sabrederek, biraz bekleyerek, biraz insanlarında ortalığı, havayı koklamasını anlayışla karşılayarak, beklemekte yarar var diyorum. Yani müzik severseniz eğer aç kalmayacaksınız.

Tarkan: Sizin asıl konuşmak istediğiniz konuyla hazırladığım soru biraz paralel son zamanlarda bir geri dönüş fırtınası var, bir tribute fırtınası var, AngelDust Destruction, Tankard, Exodus, ondan önce bir tribute fitinası vardı. Siz bu yeniden birleşen, yeniden oluşuma giden toplulukların ön plana çıkmasını nas değerlendiriyorsunuz?

Hicri: Şu sıra en çok geriye dönüş yapan grupların çoğunluğu Thrash gruplar benim bu konuyla ilgili aylar önceden bir hipotezim vardı, şimdi bu noktada Black Metal dinleyenler karılmasın, bende severek dinleyen bir insanım bunu açıkça söyleyeyim. Avrupa’da ve dünyada metalin içerisine neredeyse tamamen söz banda tamamen ökült ilimler satanik sözler girdi. Ama thrash metalin ilk çıktığı dönemlerde başkaldıran politik sözlerin yazıldığı dönemde bu böyle değildi, zaman içerisinde Black Metal hakimiyetiyle işte kimse o karanlıklar prensi kimse onun hakimiyetiyle bir anda bütün metal sözleri ökült oldu. İşte gölgelerin gücü adına bi şeyler var, şudur budur, karanlıklar prensine bilmemne, neredeyse her grubun bu karanlıklar prensi oldu gizemlerle dolu. Daha sonra bir anda dünyada bu eski başkaldıran thrash grupları dönmeye başladı, bence bu bir tepki dönüşüydü, onlar diyordu ki bu metal değil, metal başkaldırır, eleştirir, bir tür onu ispatlamak anlamında geri dönüşler başladı. Bunu geçen gün Almanyadan festivale gelen v otorite noktasında ki Götz’e anlattım ne düşündüğünü sordum, adam heyacanlandık ve aynı olayları düşünmüşüz dedi, bu dönüşler bir tepki dedi. Hatta onlar burada iken dergileri için benimle röportaj yapılar bana sordu, sence sözler nasıl olmalı diye, bende politik olmalı, eleştirmeli dedim. Ama yapıcıda olmalı, yani bir insan rüşvet yiyorsa, onun rüşvet yediğini eleştirmelisin ki adam bir gün gelsin yemesi Bunu anlatman gerekiyor. İşte bunları yani hipotezimi söylediğimde heyecanlandı çünkü Avrupa’da özellikle Almanya’da ki dönüşlerin temel nedeni bu dedi. Çünki gruplan bizden çok iyi tanıyo, yanımda beni görüştürmek için Dio’yu arayabiliyor Böyle bir dönüş var ortada. Biraz önce Çağlan’ın dediği bir olay var ben ona katılmıyorum, bitme olayı ile ilgili. Bence bitmedi, bitmesi mümkün değil sentezlerle geliyor. Diğer bir hipotezimde, üretip te zaman içerisinde ispatlanacağını düşündüğüm, bir kaç yıl içinde temelinde de Pentagram yatıyor. Şimdi Avrupa’da metal içerisinde bir çok ülke denendi, İsveç, Norveç, İngiltere, Almanya, Finlandiya Yunanistan, Hollanda, vs… denendi ve açılabilecek tek ülke burada Türkiye kaldı Arabistan veya Afganistan bunu yapamaz, Orphaned Land bir şeyler yaptı ve götürdü, bir başkası aynısını yaptığı anda benzer diyecekler ve bitecek cazi olmayacak, bun yapabilecek tek ülke Türkiye. O gün o insanlara şunu dedim, Türk soundu diye bir sentez var, bunda dedim sakın yanılmayın, şöyleki oriyantal Türk soundu değil dedim, bizdeki soundun içerisinde türküden alınmış kalıplar var Pentagram bunu Anatolia’da başlattı, çokta güzel bir köprü sentez ortaya çıkıyor Yada Bayt Gadol’un death metal içerisinde kanun enstrümanı kullanması ve onur örtüşmesi. Pentagram’ın ocak ayında çıkaracağı albümden 5 parça dinledim v Candlemass’in doom sound’unun içerisine türkü kabını oturtmuş ve muhteşen olmuş. Bence bu sentez dünyada korkunç tutacak. RockHard dergisinin Kasım ayında Knight Errant var, Aralık’ta Radical Noise ve Antisilence yer aldı, Ocak 2001’de de festival ve Türkiye izlenimleri. Bu dergi 100.000 adet satıyor, ulaştığı noktalan insanlarda ki etkisini düşünün. Adamlar festivalde çok etkilendiler, mesel Ravenwoods diye bir grubu görüyor, Cradle Of Filth gibi bir yapısı var ama farklı ve öyle güzel melodiler yakalamış ki, döndüklerinde adamlar internet sayfasına bi burda verdiğimiz CD’de yer alan gruplara eleştiri getirirken neden şunu koydunuz neden bunu koymadınız diye Türkiye’de insanlar çok farklı şeylerle mücadele ediyor, yazmışlardı… Adamların Türk sound’unu bir anda dünyaya taşıyacak, bu ne demektir, on yıllarca metalin ölmeyeceğidir. Şimdi eski albümler basılıyor diyorlar basılmasın mı, bizden sonrakiler eski grupları tanımasın mı. Yeniyle eskiyi aynı anda tanımalı bence onlarında hakkı. Eskiye dönme mutlak olmalı, bu korku değil b bitmek değil, Theater Of Tragedy son albümünde değiştirmiş bence garip bir şey yapmış bu doğru mu, bence pek değil, kabaca benzeteyim, ben hep pilav yerdir sevdiğim için ama bu pilav değil. Ben pilavı istiyorum. Aslını bozmama gerekiyor, şimdi Black Sabbath’ta ökült sözler yazdı ama ilk afaroz edilen gruptu onlar neden kilisenin sözünü dinlemedi diye, sisteme kaşı geldiği için. Ne oldu afaroz edildiler, onlarda siz kim oluyorsunuz da bizi dinden karıyorsunuz bizde siz tanımıyoruz deyip, haç taktılar, Tony Iommy’nin gitar perdesinin arası haç doludur. Ozzy boynunda haçla sahneye çıkar, ters haç mı hayır gayet normal. Bu bir tepkidir. Bu metalin aslında yatan bir başkaldırıdır. Hell AWaits’i yazdı Slayer daha sonra dedi ki, o zamanlar çocuktuk ama artık büyüdük dedi. İnsanlar farklı olduğunu hissetmek için farklı sound’lara yöneliyo, insanın varlığını hissetme duygusu ön plana çıkıyo bu noktada. Bakın evimde 3500’den fazla CD var varlığını hissediyorum, festival yapıyorum varlığımı hissediyorum, bakın Destruction’u getirdik bende doğru dürüst olmamakla birlikte ekibimden birçok kişi grub izleyemedi, ama bu olayı ortaya koymak bize haz veriyor, varlığımız hissettiriyor……..

MAALESEF BU NOKTADA YANIMDAKİ İKİ KASETTE DOLUP YENİ KASET BULAMADIĞIM İÇİN GERİ KALAN KISMI TAM YAZAMAYACAĞIM.

Daha sonra izleyenlerle soru cevap kısmı oldu ve akşamda evlerimize döndük. Ben bu organizasyonu yaptığı için Anadolu Üniversitesi Rock Kulübüne teşekkür ederim, çok konukseverlerdi.

Teybi Çözen: Hicri Bozdağ