İki yıl önce “Ardından” adlı albümüyle bitkisel hayatın eşiğindeki müziğimizde yeni bir grup tırmanışa geçmişti: Mozaik. Bu ilginç topluluk son çalışması “Çook Alametler Belirdi”de olgun ve özgün bir müziğin örneklerini veriyor
Günün birinde “Sizin müziğiniz öyle bir şey ki, ne Batılı emsalleriyle boy ölçüşebilir, ne de Türkiye’de başa oynayabilecek kadar Türkiyeli. İki arada bir derede; yanmışsınız!” diyenlerin çıkacağını ta işin başında kestirmişti Mozaik. Ama olayın “Size buralarda hayat yok. İyisi mi, tası tarağı toplayıp Avrupa’ya gidin. Biraz zorlanacaksınız falan ama n’apalım, sizin yeriniz oralar’a kadar varabileceğini tahmin edememişlerdi. Şimdi bunlara bir de “Bırakın bu işleri… N’apın edin TV’ye çıkın. Ama sık sık. Paralı şirketleri bağlayın. Başarı sizin “medya da medya’cılar eklenmişti. Ve tabii hatırı sayılır miktarda “Mozaik mi? Boş verin, Müslüman mahallesinde salyangoz satıyorlar” ci… Evrenseli arama yollarında helâk olan “kurtarıcı müzisyenlerin” hazımsızlık dertleri çektiği bir ortamda, “çıkış noktamız da evrensel olabilir” tezini savunan Mozaik’in işi zordu elbette. Ama birileri çıkıp “Müslüman mahallesinde salyangoz satanın iflas edeceğini de nereden çıkardınız?” demeliydi.
Çeşitli müzik türlerinin Türkiye temsilcilerinin bir araya gelerek oluşturdukları ve hafif “yolgeçen hanı” hissi veren bir grup… 1983′ te, daha henüz çiçeği burnunda bir grupken, gerçekleştirdikleri “Ölümden Önce Bir Hayat Vardır” konserleri sırasında böyle bir imaja yerleşmişti Mozaik. Aradan beş yıl geçti; gidenler, kalanlar, grup içindeki nüfus dalgalanmaları ve tür savaşları”… İlk kez 1985’te “Ardından” albümüyle kendi bestelerini çalmaya başlayan Mozaik, şimdi yeni bir albümle karşımızda: “Çook Alametler Belirdi”. Kadro artık sabitleşmiş:
Saruhan Erim (bas, vokal), Timuçin Gürer (vokal, vurmalı çalgılar) Bülent Somay (akustik gitar, vokal), Mehmet “Kuzu” Taygun (İspanyol gitar, vokal), Ayşe Tütüncü (piyano, klavyeli çalgılar, vokal). Bu kadro iki “yarı Mozaikçi”nin, Tahsin Ünüvar (soprano ve tenor saksofon, flüt) ve Serdar Ateşer’in (elektro gitar) yanı sıra davulda Cem Aksel, elektro gitarda Erkan Oğur ve vokalde Sumru Ağıryürüyen’in katılımıyla takviye edilmiş.
“Çook Alametler Belirdi”nin göze çarpan ilk özelliği, “parçaların toplamının bir bütün oluşturması” ya da başka bir ifadeyle albümün adının bir üst başlık olarak kabul edilebilmesi. Ama senfonik rock geleneğinin önemli özelliklerinden biri olan bu durum bir “tür bütünlüğünden” değil, albümün “haleti ruhiyesi’nden ileri geliyor. Yoksa Mozaik hâlâ “türsüz” ve “parçasına göre muamele” ilkesini kolay kolay bırakacak gibi görünmüyor. Albümün ilk parçası “Sappho ile Konuşma” Bülent Somay tarafından bir tesadüf eseri yeniden keşfedilen ve çok seyrek rastlanan “Nikris” makamı üzerine kurulmuş. Ateşer’in gitarıyla getirdiği rock lezzeti ve Ünüvar’ın finaldeki egzotik solosu “Sappho’yu “türlerüstü” bir konuma getirmiş. Albümün orta yerinde yer alan “Çook Alametler Belirdi” ise nükleer savaşı çağrıştıran “kurgusuyla” bir senfonik rock parçası. “On iki Adım” kuzey cazına göndermeler yaparken Mozaik’in “parça başı çalışma” eğilimini bir kez daha gözler önüne seriyor. Albümde “Bir Akdenizli pop caz yaparsa nasıl bir şey çıkar ortaya” sorusu da Mozaik tarafından yanıtlanmış: “Kurşun Askerin Gerçekleşmeyen Kaçışı”.
Mozaik’in vokal problemi bu albümde de sürüyor. Ama artık biraz Mozaik’in tarafını tutmak gerekiyor galiba… Çünkü beslendiğimiz kaynaklar vokali “şarkı bazında” değerlendirmemize yol açıyor. Oysa Mozaik şarkı değil, içinde vokalli bölümler de bulunan müzik parçaları yapıyor. Albümde şarkı biçimine göz kırpan topu topu iki beste bulunuyor; “Sappho” ve “Bir Bisiklet Gezintisi”. “Yürümek” birkaç numara ufak gelmiş, vasatın altında bir parça. Yeri gelmişken belirtelim; “Çook Alametler Belirdi” aynı zamanda kendi vasatını kendi belirleyen bir albüm. Bunda parçaların sıralanmasında gösterilen titizliğin büyük rolü var.
Bütün bunların ötesinde Mozaik’i konumlandıracağımız en emin yer kent müziği. Pek alışkın olmadığımız bu kavramı telaffuz etmeye yavaş yavaş başlamak gerekiyor galiba. Sezen Aksu’dan Yeni Türkü’ye, kırsallığın “yükünden” bir türlü kurtulamayan müzik ortamında kent müziğine soyunmak çok önemli. “Ardından”da kendini gösteren tüketimini kent kültürüne bağlama, kent kültürü içinde oyuklar açma çabası, “Çook Alametler Belirdi” ile iyice netleşiyor. Bir zamanlar Joan Baez, Bob Dylan dinleyen birçok insan Bülent Ortaçgil’in “Benimle Oynar Mısın?” albümünü severek pikaba koyabiliyordu. Bugün insanlar Sting, Peter Gabriel, Jan Garberek dinliyorlar, ama artık önlerinde, üstelik Türkiye’den, bir seçenek daha var. Mozaik, “Çook Alametler Belirdi” albümüyle “dinlenebilir” bir grup olmayı başardı.
Erdir ZAT | nokta 1988
“Sadece sözlerle politik olunmaz”
Nokta, müzisyenliğinin yanı sıra, özellikle sosyalist çevrelerde, politik kimliğiyle de tanınan Mozaik üyelerinden Bülent Somay’ la müzik-politika ilişkisi üzerine konuştu.
Nokta: Mozaik’in geleneksel çizginin dışında, artık “çook alametler belirdiğini” anlatan özgün bir politik konumu var. Ama bunu yeterince ifade edemiyor; neden?
Somay: Söz söylemeden sadece müzikle politik olunabileceğini sanmıyorum. Sözsüz müzikle politik olabilen tek müzikçi Chopin’dir. Bu anlamda sözler olmadan politik olmak mümkün değil. Dar anlamda politik gruplar genellikle hazır şiirleri bestelediler. Dolayısıyla politiklikleri müziklerinden değil, sözlerinden geliyordu. Ahmet Kaya’nın sözlerini çıkaralım, neresi politik merak ederim. Mozaik’in politik görünmemesinin nedeni belki de çok az söz söylemesi. Bunu biraz da biz yarattık. Çünkü sadece sözlerle de politik olunmaz. Müziğin sadece sözlerle politik olması zulünden bizi kurtaracak şey, müziğin politik tüketim kanallarını bulmaktır.
Nokta: “Politik tüketim kanalları?..” Bunu biraz açabilir miyiz?
Somay: Bence Mozaik’in gerçek yeri Mandela konserinde olmaktır. Kendimizi en iyi ifade edebileceğimiz alan burası. Belki bizi müzikal olarak yetersiz bulup almayabilirler; o ayrı mesele. Ama Mozaik, politik konumu gereği böyle bir konsere katılmak ister. Bu dediğim Bulutsuzluk Özlemi ve Yeni Türkü için de geçerli. Yapının zorlanması gerekiyor. Ben şahsen hem bu yapının sürdürülüp, kırk yılın başı televizyona çıktın, iki yılda bir kaset çıkardin, kendinin bile sevmediği konserler yaptın yapısının sürdürülüp; hem de politize olunabileceğine pek inanmıyorum. Türkiye’nin Woodstock’larını, Live Aid’lerini, Mandela konserlerini yapmalıyız.
Nokta: Türkiye’nin Live Aid’ini yapmak, müzisyenlerin üstesinden gelemeyecekleri bir şey değil mi? Somay: Hayır, tam tersini düşünüyorum. Çeşitli örgütler, düzenledikleri toplantılara, gecelere müzik gruplarını çağırıyorlar. Birkaç kez bize de teklif edildi, hatta çaldık. Ama bu tür şeylerden her zaman rahatsız oldum. Birileri önayak oluyor, müzisyenler destekliyor, bu yanlış. Bence politika her faaliyet alanının kendi içinden türeyen bir şeydir. Müzik grupları bir parti ya da örgütün düzenlediği gecelere katılmak yerine, diyelim bir “İsmail Beşikçi serbest bırakılsın” gecesi organize edebilmelidirler. Bunun için bir müzik kolektifi gerekiyorsa onu oluşturmalıdırlar. Devrimci arabesk rezaletine, özgün müzik zırvalığına ancak bu biçimde son verebiliriz.








